3 Mayıs 2017 Çarşamba

İyi Ve Kötü Huylar (Ahlak Bilgileri)

CİMRİLİK – CÖMERTLİK

Cömert, Allah’a, insanlara, Cennete yakın, Cehennemden uzaktır. Cimri ise bunun aksinedir. [Tirmizi] 
Allahü Teâlâ cömerdi, gece gündüz ibadet eden cimriden daha çok sever. [Tirmizi] 
Allah katında cömert bir cahil, cimri âlimden daha üstündür. Çünkü cimrilik en ağır hastalıktır. [Dâre Kutnî] 
Cömertlik iman sağlamlığından ileri gelir. İmanı sağlam olan Cehenneme girmez. Cimrilik, şüpheden meydana gelir. [İmanda] şüphesi olan da Cennete giremez. [Deylemi] 
Cömert, Allah’a hüsnü zannı olduğu için cömerttir. Cimri de, Allah’a suizannı olduğu için cimridir. [Ebuşşeyh] 
Cennet, cömertler yurdudur. [Ebuşşeyh] 
Cennette cömertler köşkü vardır. [Taberani] 
Cömerdin yemeği (ikramı) ilaç, cimrininki hastalıktır. [Dare Kutni] 
Cömert olursanız, Allahü Teâlâ da size, cömertçe ihsanda bulunur. [Deylemi] 
Yukarıdaki el, aşağıdakinden (yani), veren el, alan elden üstündür. [İ.Huzeyme]                    
NOT: (Cimri, Cennete girmez), (Cimrilik küfürdür) gibi hadisi şerifleri açıklaması ile birlikte okumalıdır. Açıklamasız okunursa yanlış anlamaya sebep olur.  Cimrilik her ne kadar kötü ahlaktan ise de, imansızlık değildir. Cimri, günahının cezasını çekmedikçe Cennete giremez” demektir. Hatta sevabı günahından çok gelirse, Cehenneme girmeden de Cennete gider. Affa ve şefaate uğrayarak da Cennete gidebilir. 
İDARECİLİĞİN MESULİYETİ
Siz âmir olmaya düşkünsünüz. Hâlbuki hakkını gözetenler hariç, âmirlik, kıyamette pişmanlıktır. [Buhari]
Allahü Teâlâ’nın en sevmediği kimse, zalim idarecidir. [Tirmizi]
Kıyamette, insanlar arasında en çok azap görecek kimse, zalim idarecidir. [Taberâni]
Adâletli olmayan âmir, yüzüstü Cehenneme atılır. [Hakîm] Cehenneme girecek ilk üç sınıf insandan biri zâlim âmirdir. [İbni Hibban]
Halkın işlerini üstlenip de onlara güçlük çıkarana lanet olsun! [Ebu Avane]
On kişiye âmirlik eden kıyamette, elleri bağlı olarak getirilir. Âdilse kurtulur, değilse zulmü yüzünden helak olur. [Taberani]
Hiç kimse yoktur ki, on kişiye âmir olsun da, kıyamette, idare ettiği kimseler arasında hüküm verilinceye kadar elleri bağlı olmasın! [Taberani]

NOT: Bu hadis-i şerifler, âmirliğin mesuliyetli bir iş olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan âmir olmak hevesiyle yanıp tutuşmak zararlıdır. Eğer istemediği halde, bir kimseye vazife verilirse, hizmet için vazifeyi alması caizdir.


SÖVMEK (KÜFRETMEK)
Dinimizde hayânın, utanmanın yeri çok mühimdir. Hayası olan, Allahü Teâlâ’dan utandığı için günah işlemekten çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz. Açıktan günah işleyen kimse, hem insanlardan, hem de Allah’tan çekinmediğini gösterir. (Allah’ın bildiğini kuldan ne saklıyayım) demek doğru değildir. Gizli işlediği bir günahı başkalarına açıklamak doğru değildir, hayâsızlıktır.
Hadis-i şerifde buyuruldu ki: “Hayâ ve az konuşmak imandan, fahiş söz ve çok söz nifaktandır.” [Tirmizi]

Hayâ, imanın esasındandır
Allahü Teâlâ’dan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayâsız kimsenin küfre düşmesi kolay olur. Hadis-i şerifte, “Hayânın azlığı küfürdür.” buyuruldu. (Hakim)
Hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Hayâ, imanın esasındandır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Hayâ, iffet, dile hâkim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayâsızlıktan ve münafıklıktandır. [Beyheki]

Fahiş ve çirkin sözlerden şiddetle kaçının!  [Nesai]

Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez [Tirmizi]

Cennet, fahiş ve çirkin söz konuşana haramdır. [İbni Ebiddünya]

Allahü Teâlâ, fahiş ve çirkin söz söyleyeni sevmez. [İbni Ebiddünya]

Görüldüğü gibi, hayânın iman ile hayâsızlığın da imansızlık ile alakası büyüktür. İnsanlardan utanan kimsenin, Allahü Teâlâ’dan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, “Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır.” buyuruluyor. Hayâsız olan mürüvvetsiz olur. İnsanları, böyle kimselerin zararından sakındırmak için onların gıybetini yapmak caizdir. Hadis-i şerifte, “Hayâ cilbabını [örtüsünü] üzerinden atanları gıybet etmek günah olmaz.” buyuruldu. (Harâiti)

***

Sual: Porno film seyretmek veya fuhuş sözler söylemek günah mıdır?
CEVAP
Elbette günahtır. Bir hadis-i şerif: “Çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyenden Allahü Teâlâ nefret eder.” [Tirmizî]
Güzel ahlaklı olmalı. Çünkü bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kıyamette müminin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey bulunmaz.) [Tirmizî]

***

Sual: Küfretmek, yani sövmek günah mıdır?
CEVAP
Sövmek günahtır. Sövmek, fuhuş, yani çirkin sözdür. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
Fuhuş söyleyene Cennet haramdır. [İbni Ebiddünya, Ebu Nuaym]
Fuhuş söz [sövmek] nifaktandır. [Tirmizi]
Küfür, kâfir olmak demektir. Fuhuş sözler için, küfretmek yerine, sövmek tabirini kullanmalıdır.

***

Sual: (Domuz oğlu domuz, eşek oğlu eşek demek veya bir kimsenin geçmiş sülalesine sövmek, Hazret-i Âdem’e kadar gideceği için, küfür olur) diyorlar. Böyle sövmek küfür müdür?
CEVAP
Hazret-i Âdem’e kadar gitmez, yani böyle söylemek küfür olmaz; fakat böyle çirkin şekilde sövmek, asla caiz değildir.

***

BAŞKASININ ANNE/BABASINA SÖVMEK
340. Yine Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahü anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
– “Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır” buyurmuştu.
Ashâb-ı kirâm:
– Yâ Rasûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince:
– “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver” buyurdu. [Müslim, Îmân 146. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 4]

Başka bir rivayete göre Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem:
– “İnsanın kendi ana babasına lânet etmesi en büyük günahlardandır” buyurmuştu.
Ashâb-ı kirâm:
– “Yâ Rasûlallah! Bir kimse kendi ana babasına nasıl söver?” deyince:
– “Birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Adamın anasına söver, o da onun anasına söver” buyurdu.
[Buhârî, Edeb 4. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 120]

SÜİZAN (kötü zan, tahmin) /
HÜSNÜ ZAN (iyi zan, tahmin)
Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birinde bir kalem görünce, (acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama (çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhari, Müslim]

Zan ile başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. (İhya)
Müslümanın bir işinde veya sözünde birçok küfür alameti ile bir iman alameti bulunsa, hüsnü zan edip buna kâfir dememelidir. Ama küfrü açıksa kâfir olur, tevil fayda vermez. (Bezzâziyye)

Bir menkıbe: Bir âlim talebelerine (Şafii mezhebinde alametlere bakarak kesin karar verilmez. Mesela bir köpeğin burnunda yoğurt bulaşığı varken evden çıktığı görülse, eve girince yoğurt çanağında köpeğin burnu kadar iz görülse, kesin olarak bu yoğurdu köpek yedi denemez) der. Talebenin biri, içinden (Bu kadarı olmaz) diye hocasına itiraz eder. Hocası, o gence, bir koyun kesip getirmesini söyler. O da koyunu keser. O arada sıkışır, evin kenarındaki ormanlığa kolları sıvalı ve kanlı bıçakla gidip hacetini def eder. Zaptiyeler, yeni öldürülmüş bir adamın katilini ararken bunun eli kanlı bıçakla ormana kaçtığını görürler. Hemen bunu yakalayıp getirirler. O gece karakolda kalır. Sabah mahkemeye çıkınca, hakim, (Bu genç, eli kanlı bıçakla kaçarken görülmüşse de, Şafii’de alametlere bakarak kesin hüküm verilmez. Bu genci serbest bırakın) diye karar verir. Genç, hocasına yaptığı suizannın cezasını çektiğini anlar.

Bir hikâye: Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani söz taşımak da daha kötüdür. 

*******************************************

Sual: Bu insan iyi biri değil ondan uzak durun denildiğinde hüsnü zan edilmesi lazımdır, suizan etmemeli deniliyor. Doğru mu?
CEVAP
Çok yanlış. Kötü kimseye hüsnü zan edilmez. İçki içene veya başka günahı işleyene suizan edilmez mi? Suizan etmemeli demek de yanlış. Tam İlmihal’de diyor ki: 
(Kimseye suizan etmemeli) sözü yanlıştır. Bunun doğrusu (Müslümana suizan etmemeli)dir. Yani, Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, (dinden çıktı) dememelidir.
Fakat bir kimse, dini yıkmaya, gençleri kâfir yapmaya uğraşır veya haramlardan birinin iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması, herkesin yapması için uğraşırsa, yahut Allahü Teâlâ’nın emirlerinden birinin gericilik, zararlı olduğunu söylerse, buna kâfir denir. Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca gitse de buna, (Zındık) denir. Müslümanları aldatan böyle ikiyüzlüleri Müslüman sanmak, ahmaklık olur.


ÇAĞIMIZIN YAYGIN ÇİRKİN BAGIMLILIĞI, HASTALIĞI MÜSTEHCEN FİLMLER (porno) İZLEME VE İSTİMNÂ (mastürbasyon) YAPMAK
Bir kişiyi daha bu bağımlılıktan kurtarırsak ne mutlu bizlere. Bunların yanlışlığını anlatmak ayıp değildir. Allah ve Rasülü’de (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) bu konuları anlatıyorsa neden ayıp olsun ki?

*****************

Sual: Mastürbasyonun kimseye zararı olmadığına göre niye haram ki?
CEVAP
Dinimiz, bir şeyi haram etmişse, haramdır. Haramsa, niye haram denmez. Besmelesiz kesilen kuzu eti de haramdır. Mutlaka bir kimseye zararı olması gerekmez.

Mastürbasyon, iktidarsızlığa ve erken boşalmaya da sebep olmaktadır. (Bu durumda birçok yuvanın yıkılmasına neden olmaktadır. Çünkü erken boşalma ila kadın tatmin olamamaktadır. Ayrıca bunun bağımlısı olan evlenince de bu çirkin işe devam etmekte zevki bunda bilip eşiyle birlikte olmaktan çekinmektedir. Daha birçok soruna daha yol açmaktadır.)

İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki:
(Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini, [zina, livata, mut’a nikâhı, hayvana tecavüz, mastürbasyon gibi meşru olmayan her şeyden] korurlar. Doğrusu bunlar [helal olan eşleri ile beraber oldukları için] yerilemez, ayıplanmazlar. Şu halde, bunun ötesine gitmek isteyen, [zina, livata ve mastürbasyon yapan, muvakkat nikâh yapan, hayvana tecavüz eden, meşru yolun dışına çıkmakla] haddi aşmış olur.) [Müminun 5-7] (Cami-ul-Ahkâm) (Bu âyet-i kerimeler, Medarik tefsirinde de aynı şekilde açıklanmıştır.)
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: Elini nikâh eden [Ne şekilde olursa olsun, mastürbasyon yapan] lanetlenmiştir. [İ. Baverdi]
******************

Sual: Bir erkeğin haramdan korunması için, mastürbasyon veya başka ne yapması gerekir?
CEVAP
Böyle bir sebeple, mastürbasyon caiz olmaz. Harama bakmamak için en uygun çare, namazı doğru kılmaktır. Harama bakmanın zararı bilinmelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yabancı kadını görüp, azab-ı ilahiden korkarak, başını ondan çevirene Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim]
(Neresine olursa olsun, kadına şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülecek, sonra Cehenneme atılacaktır.) [M. Enhür]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki]
***
Sual: Kadınların istimna hükmü, erkeklerin ki gibi mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Mastürbasyon orucu bozar mı, bozarsa kaza mı kefaret mi gerekir?
CEVAP
Orucu bozar, sadece kaza gerekir. Bir Ramazanda iki defa mastürbasyon yapana kefaret de gerekir. Çünkü Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasıtla yine yaparsa, kefaret de gerekir. Kişinin oruçluyken ihtilam olması (rüyalanması) orucu bozmaz.


EMÂNET / HIYÂNET
(lütfen okuyalım, okuması 2-3'dk mızı alır.)
Hıyanet etmek haramdır. Münafıklık alametidir. Hıyanetin zıddı emanettir, emin, güvenilir olmaktır.
Hıyanet, birine kendini emin tanıttıktan sonra, o emniyeti bozacak iş yapmak demektir. Mümin, herkesin malını, canını emniyet ettiği kimsedir. Emanet ve hıyanet, malda olduğu gibi, sözde de olur. Yani onun doğruyu söyleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine emanet olunur, güvenilir. İnsan, malını, emniyet ettiği kimseye bıraktığı gibi, doğru söyleyeceğine emin olduğu kimse ile istişare eder, danışır.

Emanete riayetin dindeki yeri büyüktür. Müminun suresinin başında, kurtuluşa eren müminlerin vasıfları bildiriliyor. 8. âyette de bunların emanete ve ahidlerine (sözlerine) riayet ettikleri açıklanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Şu altı şeyi yapacağınıza söz verin, ben de size Cennete gireceğinize söz vereyim. Bunlar, namaz kılmak, zekât vermek, emanete riayet, zinadan sakınmak, helal yemek ve dili [elfaz-ı küfür, yalan, gıybet, lanet, malayani gibi] kötü sözlerden korumaktır. [Taberani]
Elfaz-ı küfür: kişiyi dinden çıkaracak sözler, Mâlayâni: kişinin dünyasına ve ahiretine yaramayacak boş konuşmalar demektir
Kıyamete yakın, insanlar, alışverişlerinde, birbiriyle olan münasebetlerinde emaneti gözetmezler. Güvenilir insan çok azalır. "Falanca yerde güvenilir bir insan varmış" denir. O insanın kalbinde de hardal tanesi kadar iman yoktur. [Müslim]
Allah ve Rasulünü seven, bunların da kendisini sevmesini isteyen, konuşunca doğru söylesin, emanete riayet etsin ve komşusu ile iyi geçinsin! [Beyheki]
Bir satıcı, yalan söylemez, emanete riayet eder, verdiği sözden dönmez, borcunu geciktirmez, alacaklısını sıkıştırmaz, satarken malını fazla övmez ve alırken de kötülemez ise, kazancı ona mübarek olur. [Deylemi]
Kur'an, akraba, emanete riayet eden ve din kardeşleriniz şefaat eder. [Deylemi]
Allah ve Rasulünün sizi sevmesi için, emanete riayet edin, doğru konuşun, komşunuzu üzmeyin ve ona iyi muamele edin. [Taberani]
Mümin her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet etmez ve yalan söylemez. [İbni Ebî Şeybe]
Münafığın üç alameti vardır: Yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete hıyanet eder. [Buhari]
Hile ve hıyanet sahibi ateştedir. [Ebu Davud]
Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur. [Deylemi]
Hazret-i Lokman buyurdu ki: Emanete riayet, doğru söylemek ve malayaniyi [faydasız sözü] terk edip, bana gerekmeyeni bırakmakla bu dereceye kavuştum.
Emanet kaybedilince Kıyamet yaklaşır. İşleri, ehli olmayana vermek, emaneti kaybetmektir. [Buhârî]
Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanet, sonra namazdır. [Z. Makdisi,Taberani]
Kadınlar size Allahü Teâlâ'nın emanetidir. Sizin onların üzerinde, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. [İbni Cerir]
Söz emanettir. Çirkin bir sözü götürmek [laf taşımak] helal olmaz. [Ebu Nuaym]
Allahü Teâlâ Âdem aleyhisselama, “Emaneti kabul eden olmadı, sen yüklenir misin?” buyurdu. O da, “Yüklenmenin mesuliyeti nedir” dedi. Allahü Teâlâ da, “Emanete riayet edene sevap, etmeyene azap vardır” buyurdu. Âdem aleyhisselam, emaneti kabul edince Cennette öğleden ikindiye kadar kalabildi. Sonra İblisin hilesi ile oradan çıkarıldı. [Ebuşşeyh]
Emanete riayet etmeyenin imanı, abdesti olmayanın namazı yoktur. Namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibi önemlidir. [Taberani]
Vedalaşırken, emanetleri kaybolmayan Allah’a seni emanet ediyorum deyin. [İbni Mace]
Hanımının mahrem sırlarını başkalarına söylemek, emanete hıyanettir. [Müslim]
Allah ve Rasulünün, kendisini sevmesini isteyen kimse, emanete riayet etsin. [Taberani]
Fıkıh ilminde, güvenilen kimseye bırakılan mala emanet denir. Emanete bir zarar vermeden aynen sahibine iade etmek gerekir. Emanete riayet etmemek, münafıklık alametidir. Bu çeşit emanetle ilgili bazı hadis-i şerif mealleri şöyledir:
Emanete riayet rızkı artırır, hıyanet ise fakirliğe yol açar. [Kudaî]

Allah ve Rasulü, emanete riayet edeni sever. [Taberanî]
Allahü Teâlâ, canımızı ve vücudumuzun her organını bize emanet etmiştir. Bize verdiği nimetlerin hepsi birer emanettir. Onları Rabbimizin rızası dışında kullanmak, o emanete hıyanet olur. Mesela çocuklarımız, hanımımız bize bir emanettir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
Eşinizi üzmeyin! O, Allahü Teâlâ'nın size emanetidir. [Müslim]

Kızını fâsığa (açıktan günah işleyen kişi örneğin namaz kılmayan veya içki içen) veren, Allahü Teâlâ'nın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenlerin gideceği yer Cehennemdir. [S. Ebediyye]
Birinin bize söyleyip başkalarının duymasını istemediği söz de, emanettir.

Rabbim bizleri emanet ve sözlerine riayet edenlerden eylesin. Rabbim bizleri emanet ve sözlerine riayet etmeyen, etmeyecek kişilerden uzak eylesin. Öylesinin zararlarından korusun. Amin


1 Mayıs 2017 Pazartesi

Sihir, Büyü, Nazar Ve Cinlere Dair Bilgiler

BÜYÜ, SİHİR VE NAZAR ARASINDAKİ FARKLAR VE KORUNMA YOLLARI

Bir çok arkadaşımız bizlere büyü, sihir, ve nazar hakkında sorular soruyor, kulaktan dolma bilgiler ile hareket ettiklerini anlatıyorlar. Bu yazımda sizlere büyü, sihir, ve nazar arasındaki farkları, tedavilerini ve hadislerle bilgilendirmeye çalışacağım.
Öncelikle büyü konusunu ele alalım. Malum olduğu üzere bir çok büyü çeşidi vardır. Bunlardan bir kısmı öldürücü olmakla birlikte kişiyi manen ve bedenen menfii sonuçlar içinde bırakmaktadır. Büyü gerçekte vardır ve yapılmaktadır. Ancak dinimizde bunun hükmü yoktur. Ve şu yada bu ayetle büyü yapılmaz. Bazı hoca sıfatı ile maalesef ülkemizde var olan kişiler bir kağıda yazdıkları bir takım arapça kelimeler ve ayetler ile büyü yaptığını iddia etmektedir. Oysa büyü şeytan işidir ve cinler ile yapılmaktadır. Hiç bir ayet bir cin hükmü ile gerçekleştirilemez. Cinlere verilen diyet ve imkanlar ile kişilere büyü yapılır ve etkileri korkutucudur.
Diğer bir konu ise sihir. Sihir adındanda belli olduğu gibi efsun anlamına gelir. Aklımızın neredeyse ermediği bir yanıltsamadır. Buna örnek olarak ilizyonların yaptığı gösterilere örnek vermekte mümkün olabilir. Başka bir örnekte ise taha suresi 66. ayeti kerimesinde ''Kale bel elkü fe iza hibaluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim enneha tesa'' Yani ''Musa dedi ki: Hayır, siz atın. Bir de ne görsün onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.'' Burada da sanki yürüyorlarmış gibi geldi demektedir. Yani kişilere bu şekilde gösterilmiş esasında yanıltsama yapılmış. Yani göz yanılmasından ibarettir. Diğer manada sihir yine şeytanlarla yapılan işlemlerde kişinin gözlerini bağlamak onlara belli belirsiz görüntüler vererek olmayanı oldu gibi göstermektir. Sihir ve bir takım işlemler için falcılara gitmek onların sözlerine inanmak haramdır caiz değildir. Falcıların büyü, sihir yapılarak isteklere cevap vereceğiz sözleri ve yaptıkları işlemler ve dahi yaptırımlara uymak kişiyi ancak cehenneme odun yapar. Zira peygamber efendimizin çok açık hükümleri vardır. '' Her kim bir falcıya ve kahine gider de onun söylediklerini tasdik ederse Muhammede indirileni inkar etmiş olur'' buyurmuştur. Yine hadiste '' Her kim bir falcıya ve kahine gider onun söylediklerini tasdik ederse onun kırk gece namazı kabul olmaz '' buyurmuştur.
Son olarak nazar konusunu ele alalım. Nazar muhakkak ki haktır, ve vardır. Nazar haset edenin gözünün değmesi ile'de yorumlanabilir. Bazı insanların gözü değer ve kişiye zarar verebilir. Göz değmesi, nazar öyleki bir fili dahi haset ile bakıldığında yada söylendiğinde devirebilir. İnsanın kötü nefsini hayret içinde bir başka şeye taktığı anda nazar, göz değmesi olur. Hz. Aişe validemiz  '' Resülullah bana nazar edildiğinde rukye  yapmamı emrederdi'' demiştir. Ayrıca yine peygamber efendimiz bir hadisinde '' Göz değmesi haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı onu göz değmesi geçerdi. Size yıkanmanız söylendiğinde yıkanın.''buyurmuştur.  '' Ane yeuni'' Yani gözüyle bela açmak anlamına gelir. Nazar etmek, bir başkasına haset etmek haramdır. O halde peygamber efendimizinde buyurduğu gibi hoşumuza giden bir şey için hayır duası etmeliyiz. Bir müslüman diğer bir müslüman kardeşini kıskanmaz ona hasetlenmez kötü söz söylemez. Kardeşi için iyi olana sevinir kötü olana üzülür. Müslüman kardeşi için üzüntü duymayan iman etmiş olmaz. O halde birbirimize  her zaman hayır duası edelim birbirimiz için hayırlı olanı dileyelim inşaALLAH.
Bu üç durumdan korunmak için neler yapmalıyız kısaca bunlarada değinelim. Öncelikle Rahman ve rahim olan ALLAH tealadan şifa, afiyet dilemek ve yarattıklarının şerrinden ALLAH'ın eksiksiz kelimelerine sığınmayı istemektir. Her kim sabah akşam günde 3 defa ''Bismillahillezi la yedurru me’asmihi şeyün fil ardi vela fis sema ve hüves semiul alim.'' Yani ''İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi duyar ve bilir.'' derse ona o gün hiç bir şey zarar veremez biiznillah. Yine her namazdan sonra Ayet-el kürsi ve gün içinde okumak ve yine yatarken okumakta her türlü şeri defi uzaklaştırır. Yine araf suresi 117-119 ve yunus suresi 79-82. ayetleri okumakta sihri ortadan kaldırır biiznillah. Şayet nazara, göz değmesine uğramış ise bir kimse. Derhal gusletmeli ve guslettiği suyu tekrar üzerine boca etmelidir. Ayrıca nazara uğradığında üzerinde olan elbiselerinide yine bu suya bastırmalıdır. Göz değmesi hafife alınacak bir şey değildir. Zira yüce ALLAH '' Ve in yekadüllezine keferü la yuzligu neke biebsarıhim lemma semi üzzikra ve  yekü lüne innehü la mücnün.Ve ma hüve illa zikrün lil alemin'' yani '' Ey resûlüm Muhammed: O kafirler az kaldı ki  çıkası gözleriyle seni devireceklerdi. Sana çatlatacak gibi çok hain bir bakışla baktılar'' buyurmaktadır. O halde nazar ayetlerimizi okuyalım ve kendimizi koruyalım. Şüphesiz her şeyin en iyisini yüce ALLAH bilir.

                                  Selam ve Dua ile kalın.

SİHİR VE BÜYÜ NASIL ANLAŞILIR?
   Bunun içinde sihir ve büyü şüphesi olanlar şu metodu yapmalıdır. Önce bir bardak suya 101 sefer “La İlahe İlla ente subhaneke inni küntü minez zalimin” okur ve 1 Ayetel Kürsi ve 1 Fatiha suresini okuyup içerse içinde yanma varsa anlayın ki o büyüdendir.

   Başka bir işlemse şudur. 7 adet defne yaprağı üzerine 3 Ayetel Kürsi ve 1 Fatiha okunup, demlenip içilirse o gece rüyanızda eğer büyü varsa çözüldüğünü gösterirler.

   Ama pratik ve hemen olsun derseniz o zaman kişi üzerine Rahman suresi, Cin suresi 1-13 ayetler okunur. Eğer kişide daralma sıkılma olursa onda büyü var demektir.

BENDE CİN VAR DİYE ŞÜPHE EDENLER
   Çok önemli bir metod vermek isterim. Üzerinde sihir, büyü veya cin var diye şüphe duyan insanlara tavsiyem şudur. Bir sabah ezan okunurken bir bardak suya 11 Ayetel Kürsi, 11 Fatiha suresi, 11 Felak -Nas suresi, 11 defa da “La İlahe İlla ente subhaneke inni küntü minez zalimin”, 11 “La havle vela kuvvete illa billah il aliyyil azim” diyerek suya okur ve namazını kıldıktan sonra evinin penceresini açıp gökyüzüne 3 dakika baktıktan sonra niyetini tutup içerse o gün üzerinde o sihrin veya musallat olan vrlıkalrın gittiğini bir saat içinde anlayacaktır.

BÜYÜ BOZMA DUASI

Başında ve sonunda 3 defa Salevât-ı şerîfe olmak üzere;

7 Fâtiha, (her birinin başında besmele var)

7 Âyet-el-kürsî, (her birinin başında besmele var)

7 Kâfirûn sûresi, (her birinin başında besmele var)

7 İhlâs-ı şerîf, (her birinin başında besmele var)

7 Felak ve (her birinin başında besmele var)

7 defa Nâs sûreleri okunur. (her birinin başında besmele var)

Büyü olan kişinin üzerine üflenir. Sonra tekrar okunur; büyülenmiş kimsenin evine, yattığı odaya, bahçeye üflenir. Buna birkaç gün devam edilir. Eğer gerçekten üzerinde büyü var ise kişide bir hafifleme meydana gelir. Buradan büyü olduğu anlaşılır. Ve okumaya devam edilir. Okunduğu hâlde hiçbir değişiklik meydana gelmiyorsa, psikolojik olduğu anlaşılır. Doktora gidilmesi gerekir.

KAYNAK: Tam İlmihal Seadeti Ebediyye kitabı 3 kısımdır. Büyü için okunacaklar, yapılacaklar 3.kısımda anlatılmıştır. 782.sayfada (Sihr) yazısından itibaren okunabilir.(Osman Ünlü Hoca)

BÜYÜYE DAİR BAZI MESELELER
İşinin erbabı Salih Hoca üzerimizdeki cin veya büyü şüphesini nasıl giderebileceğimizi yazdı, verdiği misallerle sahte hocalara karşı uyardı. İşte Salih Memişoğlu’nun o yazısından önemli kesitler:

Eskilerden beri sihirler, büyüler ve cinler vardı ama az ama çok vücudumuza nüfuz ederler biz de onlardan korunmak için belirli metodlar kullanırız. Ama hep kendimiz düşünürüz oysa sihir ve büyüden korunmak için belirli metodlar kullanırız. Ama hep kendimiz düşünürüz. Oysa sihir ve büyüden korunmak için yaptığımız işlemler bizi daha fena yapabilir. Aynen doktora gidersiniz ve doktor size ilaç verir bazen öyle yan tesiri olur ki hasta kendini daha fena hisseder.

   Mesela öyle hastalar olur ki içine bazı varlıklar girer biz de o varlıklardan korunmak için (Ayetl Kürsiyi) okuruz. Oysa hastanın içinden çıkmak isteyen varlık okunan Ayetel Kürsiden dolayı çıkamaz ve hasta kendini yerden yere vurur ağzından köpükler gelerek bayılır. İçindeki cin okunandan zarar gördükçe hasta da çırpınır. İşte burada bilmek lazım.
   Bu tür hastalar üzerine önce Fatiha Suresi, Felak, nas sureleri okunur. (Cezallahü anha Muhammedin Sallallahu Aleyhi ve Sellem) denir ki içinden cin çıksın gitsin.
   Birde o kişin içine giren her hangi bir cin ise ona da hemen zarar vermek doğru değildir. Çünkü onlarda anlamadan yanlış yapabilirler onları uyarırsak ve gerçekten onlarda halis cin ise kendiliğinden çıkıp giderler.

   Başka bir şey daha var ki bir kişi bir hocaya gider benim üzerimde cin var der. Hoca da ona ayet veya halk dilinde muska yazar. İçinde cin suresi yazarsa yine hasta fenalaşır daha kötü hale gelebilir. Bunun için ayetlerden size bir örnek vereyim. Eczanedeki bütün ilaçlar hastalar içindir ama doktorun öngördüğü veya reçetesinde yazdığı ilaçları alırız. Eğer başka ilaçları alırsak zehirlenebiliriz. Bu işte böyledir. Hastanın üzerindeki cinlerle ilgili ve onlarla bağlı ayetler verilir.

   Şimdi günümüzde her yerde bu tür kitaplar vardır. İnsanlarımız onlara bakıp kendilerini daha hasta görüyorlar ve etkileniyorlar.

   Şu metod önemlidir. Bir hasta üzerinde cinlerle ilgili bir şüphe varsa önce doktora gidecek ama kendisi de bir bardak suya Felak-Nas ve Fatiha surelerini okuyup içecek. O kişi kendisinin hal ve hareketlerinden kendisini içinde ne var ne yok anlar.

SAHTE HOCALARA DİKKAT
   Bir gün kadının biri hocaya gidiyor. Hocaya “Bana bende cin var” diyor. Hoca da ona “ben bunu çıkartırım” deyip “idrarını bir bardak suya koy iç, onlar necisten hoşlanır ve giderler” deyip kadına veriyor. O saf diyelim kadıncağız da idrarı içiyor ve mide ağrısı başlıyor. Acile gidiliyor. Doktor ona içtiği idrarın midesini deldiğini söylüyor.

   Bunları hep yaşıyoruz. Bir gün bir evin oğluna cinler musallat olduğunu söylerler ve ben araştırmak üzere o eve giderim. Bir gün önce oğlu ezan okunurken bayılıyor ve eskiden “cinlere mermi atın” derlerdi diyerek adamda silahı çıkarıyor evin tavanına mermi atıyor. Seken mermi yatan oğlunu 20 cm yanındaki vazoya isabet ediyor. Az daha çocuğu kafasından vuruyordu. Bu tür bilinçsiz ve cahil işlerden uzak duralım ne olursa olsun önce doktora götürelim.

   Yine bir gün beni bir eve davet ettiler ve bana: “Hocam evimizdeki bir kız var, bu kız günde 2 sefer bir şeyler görüp bayılıyor.” Onlara önce Nöroloğa gitmelerini söyledim ve doktora gönderdim.  Doktora gittikten sonra bir hocaya gidiyorlar ve hoca da onlara “7 parmaklarından tırnak ve etek tarafından 7 kıl bir parça nohutu ezip bunları ona karıştır sonra onları bir çorbaya ilave ederek yedirin” diyor. Bu sefer kız gerçekten büyüleniyor ve görmeler krizler başlıyor. Tekrar bir hocaya gidiyorlar bu hoca da “necisi necis temizler” diyerek ona “dışkısını yemesini” söylüyor. O da midesi bulana bulana onu da yapıyor. O kız 75 gündür mide bulantısından dolayı yemek yiyemiyor.  Bütün yemeklerden midesi bulanıyor.

   İşte bunlar Allah’ın izin vermediği şeylerdir.

KOCASINI BAĞLAYIM DERKEN
   Bir de acaba bende büyü var mı? Deyip şüpheyle kendine ipler düğüm yapıp içenler veya kocasına düğüm yapıp iç çamaşırına okuyup onu kocasına içirenler.. Onlar kocalarını eve bağlamak için uğraşıyorlar ama ters tepki vereceğini anlamıyorlar. Bunları yaptıktan sonra kocalarına krizler geliyor kadını görmek dahi istemiyorlar.


Fakirlik Görmemek, Zengin Olmak İçin Dualar

OKUYANA FAKİRLİK GELMEMESİ İÇİN ZİKİRLER

*Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu:

“Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.” [Nuh Süresi 10-12]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

İstiğfara devam edeni, Allahü Teâlâ, her sıkıntıdan, üzüntüden, dertten, geçim darlığından kurtarır, ferahlığa çıkarır ve ummadığı yerden rızıklandırır. [Nesai, Ebu Davud, İbni Mace]

Esed İbni Vedâ'a (Radıyallâhü Anh)'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurdu: 
"Her kim günde 100 kere -Lâ havle ve lâ guvvete illâ billâh- derse, fakirlik ona ebediyyen isabet etmez. [ İbni Ebid Dünya, Terğib Ve Terhîb, 2/449 ]

İbni Mes'ûd (Radıyallâhü Anh)'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurdu: 
"Her kim her gece Vâkıa süresini okursa, ona asla fakirlik isabet etmez. [ İbni Sünnî, Amelül Yevm, 680 ]

Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) buyurdu ki:
"Her kim günde 100 kere -Lâ ilâhe illallâhül Melikül Haggul Mübîn- derse bu zikir kendisi için fakirlikten kurtuluş, kabir yalnızlığında yoldaş olur. Bununla zenginliği celbeder (çeker) ve cennetin kapısını çalar.” [ Zebîdî, İthâf, 5/131 ]

Hz. Aişe (Radıyallâhü Anhâ)'dan rivayet edildi ki: Bir kişi Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem)'e gelip O'na evinde olan şeylerin bereketsizliğinden şikayet etti. Bunun üzerine Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sen niçin Âyetül Kürsi'yi okumuyorsun? O, herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa, mutlaka Allahü Teâlâ o yemek ve katığın bereketini çoğaltır." [ Suyûtî, Dürrul Mensûr, 2/6 ]

Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allahü Teâlâ'ya istiğfara devam eden kimsenin Allah her sıkıntısı için bir çıkışı yolu ve her kederi için ferahlık sağlar ve onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır. [ Ebû Dâvud, Vitr, 26 ]

Her kim istiğfara devam ederse, Allah onun hüznünü sevince, darlığını genişliğe çevirir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.

Annesi, Hazret-i Süleyman’a "Çok uyuma, çok uyku kıyamette insanı fakir bırakır" dedi. [İbni Mace]

Sabah uykusu rızka manidir. [Beyheki] [Rızkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevi rızkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir.]

Hazret-i Fatıma anlatır: Sabah namazından sonra yattım. Babam, beni uyandırıp, “Kızım kalk, gafillere benzeme! Allahü Teâlâ rızıkları, sabah namazının vaktinde verir.” buyurdu. [Beyheki]

Ömrüm uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin.

Rızka kavuşan çok şükretsin, rızkı azalırsa istiğfar etsin.

Şu dört şeye riayet edenin kendisi ve aile efradı muhtaç duruma düşmez:
1-
 Sabahtan önce kalkıp namaz kılmak,
2- Vakit girmeden abdest almak,
3- Ezandan önce mescide girmek, 
4- Vitir namazından sonra konuşmamak.

Her sabah kalkınca şunları yapmalıdır:
1- Kalkar kalkmaz Allahü Teâlâ’yı anmalı!
2- Durumuna uygun şekilde giyinmeli!
3- Abdest almalı! Hep abdestli durmaya çalışmalı!
4- Namazı vaktinde ve noksansız kılmalı!
5- Rızkı Allahü Teâlâ’nın verdiğine inanıp helalden talep etmeli!
6- Allahü Teâlâ’nın taksimatına razı olmalı, verdiklerine kanaat etmeli!
7- Allahü Teâlâ’ya tam tevekkül etmek.
8- Allahü Teâlâ’nın takdirine razı olarak sabretmeli!
9- Onun verdiği bütün nimetlere şükretmeli! En büyük nimet Müslüman olmaktır.
10- Helalinden kazanıp helalinden yemelidir! (Tenbihül Gafilin)

Nikâhın Zenginlik Sebebi Olduğu
 “İçinizden bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden (iman ve takva sahibi olan) salih kişileri / (evlenmeye) elverişli kişileri / evlendirin! Eğer onlar fakir kimseler olduysalar, Allâh onları fazlından (vereceği yeterli rızık ve kanaatle) zengin edecektir. (Dolayısıyla kız isteyeni fakir diye geri çevirmeyin!)
Allah (mahlûkatını rızıklandırmakla nimetleri tükenmeyecek derecede geniş imkâna sahip olan bir) Vâsi’dir; (hikmeti gereği kimin rızkını genişletip kimin rızkını daraltacağını çok iyi bilen bir) Alîm’dir.” (Nûr Sûresi:32)

Âişe (Radıyaliâhu Anhâ)nın naklettiği bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
“Kadınlarla evlenin, çünkü gerçekten onlar malla gelirler (zenginliğe sebep olurlar) (Hâkim, el-Müstedrek, no:2679, 2/174; Deylemî, el-Firdevs bi me’sûri’l-hitâb, no:2290, 2/50; Ali el-Kârî, Refu’l-cünâh ve hafzu ‘l-cenâh, no: 14, sh:28)

Bu âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîften anlaşıldığı üzere Allâh-u Te’âlâ evlenene yardım edecektir.
Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç kişi vardır ki; onlara yardım etmek Allah üzerine bir haktır.
(Bunlar da) ödeme niyetiyle efendisiyle yazışma yapan köle, nâmusunu korumak niyetiyle evlenen kişi, bir de Allâh yolunda cihada Çıkan kimse(dir).” (Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd:20, no:1655, 4/184; Nesâî, Nikâh:5, no:3218, 6/61; Ali el-Kârî, Ref’u'l-cünâh vehafzu’l-cenâh, no:7, sh:20)

Ömer ibni Hattâb (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir:
“Nikâhtan başka bir yolla zenginlik arayana şaşarım, hâlbuki Allâhü Te’âlâ:
‘Eğer onlar fakir kimseler olduysalar, Allâh onları fazlından (vereceği yeterli rızık ve kanaatle) zengin edecektir’ buyurmaktadır.”


FAKİRLİĞE SEBEP OLAN ŞEYLER
Hadis-i şerifte şöyle bildirilmiştir: 
Cünüp olarak yemek yemek.
Ekmek ufağını, hor görüp basmak.
Büyüklerin önünde yürümek.
Babasını ve anasını adıyla çağırmak.
Defi hacet yaptığı yerde, temizlemeden abdest almak.
Çanağı ve çömleği, yıkamadan yemek koymak.
Elbisesini üstünde dikmek.
Aç iken soğan yemek.
Yüzünü elbisesi ile silmek.
Evinde örümcek bırakmak.
Sabah namazını kılınca mescidden acele çıkmak.
Pazara, erken gidip, geç dönmek.
Babaya ve anaya kötü duada bulunmak.
Yemek kaplarını açık bırakmak.
Bir iş yaparken besmele çekmemek.
Zaruretsiz ayakta defi hacet görmek. (tuvaletini yapmak)
(Mızraklı İlmihal)

FAKİRLİĞE NEDEN OLAN HALLER
Rasûlullah (s.a.v.), “İnsana fakirlik (yoksulluk) aşağıdaki sebeplerden dolayı gelmektedir:
1. Dinin yasaklarını yapmak. 
2. Halka yalan söylemek. 
3. Sabah vakti uyumak. 
4. Günde 8 saatten fazla uyumak. 
5. Çıplak uyumak ve o şekilde küçük abdest yapmak. 
6. Bilerek ekmek ufaklarını dökmek. 
7. Cünüp iken, ağzını çalkalamadan yemek yemek. 
8. Gece vakti evi süpürmek. 
9. Süprüntüyü evin bir köşesinde yığmak. 
10. Yaşlıların önünde yürümek. 
11. Anne ve babayı adlarıyla çağırmak suretiyle saygısızlıkta bulunmak. 
12. Dişlerini çör çöple karıştırmak. 
13. Ellerini toprak veya çamurla temizlemek. 
14. Kapının eşiği üzerinde oturmayı adet etmek, 15. Tuvalette abdest almak. 
16. Kendi üzerinde elbiseyi giymek, 
17. Örümcek yuvalarını evde bırakmak. 
18. Namazları kılmada gevşek davranmak. 
19. Hiçbir sebep yokken her sabah erken çarşıya gitmek ve çok geç eve dönmek. 
20. Dilencilerden ekmek parçalarını satın almak. 
21. Gece yemek kablarının ağzını açık bırakmak. 
22. Ana babaya ve hocalarına dua yapmayı devamlı unutmak, 
23. Fakiri azarlayıp boş çevirmek. 
24. Cimrilik yapıp malzemeyi az harcamak. 
25. İsraf edip haddinden fazla harcamak. 
26. Ayakta bevletmek (idrar yapmak). 
27. Soğan ve sarımsak kabuklarını ateşe atmak. 
28. Çanağı ve çömleği yıkamadan yemek. 
29. Yüzünü eteğiyle silmek. 
30. Aç iken soğan yemek. 
31. Çerağı, mumu üflemek. 
32. Evin idaresinde, işlerinde gevşek davranmak. 
33. Sabah namazını kılınca camiden acele çıkmak. 
34. Her şeyi ‘Bismillah’ demeden yapmak. 
35. Şalvarını ayakta giymek”, buyurmuşlardır. 
ZENGİNLİĞE-BOLLUĞA SEBEP OLAN HALLER
1. Fakirlere sadaka vermek. 
2. Herkese tatlı söz söylemek. 
3. Bütün halka güler yüz göstermek. 
4. Seher vakti uyanmak. 
5. Evi ve kapının önünü süpürmek, 
6. Kapları temiz tutmak. 
7. Beş vakit namazı (tadil-i erkaniyle) kılmak. 
8. Duha namazı kılmak. (Güneşin doğmasından 45dk sonrası ile öğlene 45 dk kala arasında kılınabilen 2,4,6,8,10 veya 12 rekat kılınabilen nafile namazdır.)
9. Gece tebareke ve en’am sûresini okumak. 
10. Sabah namazını camide kılmak. 
11. Fecirden güneş doğuşuna kadar dünya sözü söylememek. 
12. Kadınlarla az oturmak, az konuşmak. 
13. Sabahın sünnetiyle farzı arasında 100 kere: Sübhanallahi ve bi hamdihi- Sübhanallahi-l azim, demektir. 
Cebrail (a.s.) Rasûlullah (s.a.v.)’ın üzerine inerek dedi ki: ‘Ey Muhammed! Cenâb-ı Hak (c.c.) sana selâm ediyor ve buyuruyor ki; ‘Şu dağları altın etmesini ve seninle beraber bulundurmasını istiyor musun?’ Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) başını eğerek bir saat düşündü ve sonra dedi ki: “Ey Cebrail! Muhakkak dünya, evi olmayanın evidir. Malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan dünya için derliyor.” Bu sevap karşısında Cebrail (a.s.) ‘Ya Muhammed! Allah (c.c.) seni sabit ile kıldı, yani korudu.”  buyurdu. 
Rasûlullah (s.a.v.): “Sizden herhangi bir kimse vücudunda sağlıklı, cemaati içerisinde emin olduğu ve günlük nafakası bulunduğu durumda sabahlarsa, sanki onun için dünya bütün varlıklarıyla derlenip verilmiştir.” buyurdu ve devam etti: “Cennetin alt tabakasına baktım. Gördüm ki, orada pek az zengin ve kadın vardı. Dedim ki: “Ya Rab! Bunların durumu nedir?” buyurdular: “Kadınlara gelince, onlara iki kırmızı ‘altın ve ipekli’ zarar verdi. Zenginler ise, mal hesabının uzunluğu ile meşgul oldular.” [Müslim, Cennet, 2; Tirmizî, Cennet, 2] buyurdular. 
Cenâb-ı Hak (c.c.), Musa (a.s.)’a vahiy buyurmuşlardır. “Ya Musa! Fakirleri gördüğün vakit, onların hayır dualarını iste!  Hastaları ziyaret et! Ve fakirlerin elbiselerini temizle!” 
Bu vahiy üzerine Musa (a.s.), her ayın yedi gününü fakirlere ayırıp, onları arar-bulur, üst ve başlarına bakar ve hastaları ziyaret edip, onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışırmış. Acaba ders olarak bu bize yetmez mi? 
Rasûlullah (s.a.v.) “Eğer bana kavuşmak istersen, fakirler gibi yaşaman gerekir. Sakın ha! Zenginlerle oturma! Elbiseni yamalamadan çıkarıp atma!” buyurmuşlardır. 
Ebud Derda (r.a.) şöyle der: ‘Kendisine dünyalık bolca verildiğinde, kişi sevinçten dört köşe olur. Halbuki, gece ve gündüz, ömrünü yıkmak için birbirini takip ederler de bunun için hiç üzülmez. Böyle hayat yaşayan hiçbir kimse yoktur ki, aslında noksanlık olmasın! Yazıklar olsun Âdemoğluna ki, çoğalan malı, ona hiçbir fayda sağlamaz. Halbuki, gün geçtikçe ömrü noksanlaşır.’ 
Hz. Lokman (a.s.) oğluna şöyle öğütte bulundu: ‘Ey oğlum! Fakirliktense, helal kazanç ile zengin ol! Zira fakir olan bir kimseye üç felaket isabet eder:
1. Dininde azlık belirir, yani dini zayıflar. 
2. Mürüvveti gider. 
3. Aklında zafiyet belirir. Bu üç felaketten daha şiddetlisi ise, halkın kendisiyle alay etmesidir.’ 
Hz. Ali (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurdular:  ‘Muhakkak ki, halkın üzerine bir ısırıcı zaman gelecektir. Zengin elindeki serveti ısıracaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak (c.c.) ayet-i celilesinde: “Aranızda faziletle davranmayı ve birbirinize iyi muamele etmeyi de unutmayın!” [Bakara sûresi, 2/237]
Abdullah Bin Abbas (r.a.) diyor ki: ‘Peygamberlere tabi olanlar, zengin ve kibirli kimseler değil, fakirler ve yoksullar olmuştur.’
Bişr (r.a.) şöyle der: ‘İbadet eden zenginin misali, mezbelelik üzerindeki bahçenin misalidir. İbadet eden fakirin misali ise, güzel bir kadının boynundaki gerdanlığının misalidir.’
Hz. Ali (r.a.) diyor ki: ‘Muhakkak ki, Cenâb-ı Hakk’ın fakirlikten ötürü bir takım azapları ve yine fakirlikten ötürü bir takım sevapları vardır. Bunun için, fakirlik sevabı kazandırıcı olduğu zaman, onun alametlerinden birisi, onunla ahlâkını güzelleştirmek, Allah (c.c.)’a itaat etmek, halinden şikâyet etmemek ve kulluğundan dolayı teşekkür etmektir.’ 
Bir kişi İbrahim Edhem’e (k.s.) onbin dirhem getirdi. İbrahim Edhem kabul etmedi. Kişi ısrar etti, İbrahim ona: ‘Sen ister misin ki, onbin dirhemle ismimi fakirlerin defterinden sildirteyim. Hiçbir zaman kabul etmem!’ dedi.
 Mehmed Zahid Koktu (r.a.) şöyle diyor: ‘Biz, malı, parası, pulu olmayana fakir deriz. Yok, öyle değil: Fakir o insandır ki, dışı süslü, ama içi harap, yani imandan yoksun, amel-i salihlerden yoksun, içi harap olan; asıl fakir işte bu adamdır…’
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Zenginlik ancak gönül zenginliği, yoksulluk da gönül yoksulluğudur. İslâm hidayeti ile şereflenip, yiyeceği yetecek miktardan fazla olmayan ve buna kanaat eden kimseye müjdeler olsun. Bir iki lokma veya bir iki hurmanın kapıdan çevirdiği kimse miskin değildir. Asıl miskin, zengin olmadığı halde durumu bilinemediğinden, kendisine sadaka verilmeyen ve kendisi de halktan istemeyen kimsedir.” [Tirmizî, Kıyamet, 31; İbnu Mace, Zühd, 2]
 Bütün bu açıklamalar ışığında Müslüman Rabb’inin kendisine emanet olarak verdiği zenginliği yine kendi rızası doğrultusunda değerlendirmelidir. Gavsu'1-azam Abdülkadir Geylanî (k.s.), gerçek zenginliği ne güzel tarif ediyor. Buyuruyor ki:
‘Zenginlik, Allah (c.c.)’ın sevgisine bağlanmak ve bu sevgi ile bütünleşmektir. Fakirlik ise, Allah Teâlâ'dan uzaklaşmak ve kendini O’ndan başka varlıklarla zengin saymaktır.
Zengin; Allah Teâlâ'ya yakın olmak suretiyle kalbi zafer kazanandır.
Fakir ise; Allah Teâlâ ile kalbî yakınlık sağlayamayan ve bu zaferden yoksun kalandır.
Kim bu zenginliği arzu ederse, dünya sevgisini de, ahiret sevgisini de, dünyadaki ve ahirettekilerin sevgisini de, özetle Allah (c.c.)’tan başka her şeyin sevgisini kalbinden çıkarsın. Eşyayı teker teker kalbinden atsın. Orada sadece ve yalnız Allah Teâlâ’ya yer bıraksın!

Şu elinizdeki küçük dünya nimetlerine bağlanıp kalmayınız. Allah Teâlâ size onları, sadece yolculuk esnasında azıklar olarak yarattı. Dolayısıyla Allah (c.c.) yolundaki yolculuğunuzda onlardan faydalanınız. Fakat hiç bir zaman onları amaç olarak görmeyiniz. Onlar amaç değildir. Yolculuk sırasında kullanılacak araçlardan ibarettir. Allah Teâlâ size dünya nimetlerini, O'na giden yolda ziyafetler vermeniz ve onlarla Allah (c.c.) yolunda kullanmanız için ihsan buyurmuştur. İlmi de onunla amel etmeniz ve ışığı ile doğru yolu bulmanız için vermiştir.’